Houston, Texas Gezi Notları


Houston; Amerika Birleşik Devletleri’nin en büyük dördüncü, Texas eyaletinin ise en büyük şehri. Ancak bizler orayı daha çok NASA ve gerçekleştirilen ay uçuşlarındaki telsiz konuşmalarından tanıyoruz.

O nedenle Houston demek, benim için bir nevi Nasa ve Uzay anlamına geliyor. Bu yazıda, 2015 yılının Haziran ayında bir iş daveti nedeniyle seyahat ettiğimiz Houston ile ilgili seyahat notlarını derlemeye çalışacağız.

Nisan ayının son haftasıydı ilgili davet kesinleştiğinde. Hızlıca Amerika Vizesi için neler yapılması gerektiğini araştırdıktan sonra internet üzerinden vize başvuru formunu doldurduktan sonra vize ücretini ödeyerek randevu aldık. Amerika vizesi başvuru ve mülakat süreci hakkında hazırladığımız “Amerikan Vizesi Nasıl Alınır?” yazısını inceleyebilirsiniz.

23 Haziran Salı sabahı, British Airways Havayolları’nın 08:30 İstanbul – Londra (Heathrow) uçağı ile yolculuğumuz başladı. Ortalama 4 saat süren uçuşun ardından uçağımız Lonra Heathrow havalimanına iniş yaptı.

Yine aynı havalimanından kalkacak olan aynı havayollarına ait Houston uçağımızın kalkış saatine yaklaşık 3,5 saat vardı. İniş sonrası İngiliz polisine pasaport ve bilet kontrolü yaptırdıktan sonra diğer uçağımıza bineceğimiz binaya havalimanı içerisinde çalışan ve toplam 3 duraktan oluşan mini metro ile ulaştık. Ciddi bir güvenlik taramasından geçtikten sonra kahvelerimizi alarak yeni uçuşumuzu beklemeye koyulduk.londra-heathrow-havaalaniLondra saatine göre saat 14:20 ‘de kalkacak olan Boeing 787 tipi uçağımızda yerimizi aldıktan sonra yaklaşık 11 saat sürecek olan uçuşumuz başladı. Yolculuğun uzun sürecek olmasından dolayı British Airways, yolcularına; battaniye, yastık, diş fırçası ve koltuk arkası ekranlar için kulaklık veriyor. Yolculuk esnasında 2 kere yemek ikramı 4-5 kere de içecek ikramı yapılıyor. Gidiş uçuşunda yemekler genel olarak güzel ve lezzetli. Uçak, Londra’dan kalktıktan sonra yukarıdan bir yay çizerek Amerika kıtasına girmeden önce Grönland kıyıları üzerinden geçiyor.

londra-houston-ucus-haritasi
Örnek Uçuş Rotası

Bu bölgenin üzerinden geçerken biz, oturmaktan ve defalarca uyuyup, uyanmaktan sıkılmış ve en son şiddetli bir türbülans yaşadıktan sonra, tuvalet ve hosteslerin bulunduğu alanda ayakta duruyor, birşeyler içiyor ve camdan aşağıdaki uçsuz bucaksız Atlas Okyanusunu izliyorduk. Uçak Grönland kıyılarından geçerken sık sık ve ciddi türbülanslar yaşanıyor. O sırada gözümüze çarpan buz dağları ile heyecanlanmıştık, gerçekten buz dağı mı diye tekrar tekrar bakarak emin olmaya çalıştık hatta. Grönland, dünya’nın en büyük adası olmakla birlikte %81’i buzullarla kaplıdır.

Grönland’ı geçtikten sonra uçağımız Kanada üzerinden geçerek Amerika Birleşik Devletleri sınırına girdi. Amerika sınırlarına geldik diye rahatlayamıyorsunuz çünkü Houston’a ulaşmak için Amerika üzerinde de yaklaşık 4 saat daha uçuş yapıyorsunuz. 🙂 Sonunda New York ve sırasıyla 7-8 şehrin üzerinden geçerek Texas eyaletinin Houston şehrine iniş yaptık.

Houston George Bush Uluslararası Havaalanı’na iniş yaptıktan sonra pasaport kontrol bölgesine geldik. Sanki sadece bizim uçaktan inen yolcular varmış gibiydi. Pasaport kontrolü Amerikan vatandaşları ve diğer ülke vatandaşları olarak ayrılmıştı. Sıramızın gelmesini beklerken, pasaportlarımız, uçakta doldurduğumuz form ve bizi davet eden şirketin davet yazısını hazırladık.

Sıramız geldiğinde tek tek gişelere giderek pasaport kontrolü işlemlerimizi yaptırdık. Burada tekrar parmak izimiz alındı, Amerika’ya neden geldiğimiz ve kaç gün kalacağımız soruldu. Sonrasında Pasaportumuza Amerika giriş damgası vurularak kalem ile B2 yazıldı (İş amaçlı ziyaret). Biz Vizemizi B1 ve B2 olarak almıştık. Yani hem turistik hem de iş amaçlı Amerika seyahati için. Burada geçirdiğimiz yaklaşık 1 saatin ardından işlemlerimiz tamamlanmış bir şekilde bizi karşılayacak olan Shuttle şoförünü bulmak üzere çıkışa doğru yöneldik. Alta kata indiğimizde bir kontrol noktası daha olduğunu görerek küçük bir şok geçirdik.

Bu bölümde de polisler tekrar pasaportlar ile birlikte göz ucuyla bavulunuza bakarken, uçakta dağıtılan ve doldurduğumuz formları topluyor. Buradaki sıraya girerek yine yaklaşık 15-20 dakikada işlemlerimizi tamamladıktan sonra artık çıkış kapasını görebiliyorduk. Resmen Amerika’ya ayak basabilecektik. Çıkış kapısının önünde yolcu karşılamaya gelen insanların arasında bizim ismimizin yazdığı bir kağıt tutan shuttle şoförümüzü görünce çok mutlu olduk. Onun da yardımı ile valizlerimizi alarak çıkış kapısına yöneldik. Kapıya geldiğimizde ise küçük bir şok daha geçirdik.

Dışarıya ilk adımımızı atar atmaz, biri boğazımıza yapışmışçasına boğucu bir sıcak ve ağır bir hava ile karşılaştık. İnanılmazdı… Şoför, Houston’da Mart ayında klimaların çalışmaya başladığını ve Kasım ayına kadar sürekli çalıştığını söyleyince inanamadık. Havaalanından Otelimize ulaşım sanırım yarım saat 40 dakika civarı sürdü. Bu yolculuk sırasında heyecanlı ve meraklı gözlerle etrafımızı inceledik durduk 🙂 Bu sırada da shuttle şoförümüzden Houston hakkında bilgi aldık. Özellikle vurgulayarak söyledi; “Dikkatli olun, burası gerçekten Texas…” yani? dedik kendi kendimize 🙂 Texas’ın çok şeritli otobanlarında ilerlerken genelde hep büyük kasa araçlar gözümüze çarpıyordu. Burada her şey gerçekten de büyüktü 🙂

houston-otoban

Yolculuğumuzun sonunda otelimize ulaştık. İlk 2 gün kalacağımız yer, Houston merkezinin biraz dışındaydı. Houston şehir merkezi Downtown diye adlandırılıyordu ve orada 2 gün sonra farklı bir otelde rezervasyonumuz vardı. Otelimize giriş yaptığımızda pasaportlarımızı ileterek önceden rezerve edilmiş olan odalarımızı ve resepsiyonda şık bir kutu içerisinde paketlenmiş olan dev kurabiye ikramlarımızı alarak odalarımıza çekildik.

Bu arada Amerika’da kaldığımız süre boyunca en çok sıkıntı çektiğimiz konulardan biri de kahvaltı oldu. Ekmek, peynir, tereyağ ve reçel dışında bir de waffle ile karın doyurabilirsiniz. Çünkü geriye kalan her şeyin içerisinde domuz eti mevcut. Bu da pek bir lezzetsiz kahvaltı yapmanıza, kuru kuru beslenmenize sebep oluyor. Diğer bir hoşlanmadığımız şey ise, klozetlerin büyük ve ağzına kadar su ile dolu olmasıydı. Artık bunun getirdiği sorunların gerisini siz düşünün 🙂

Ertesi gün gerçekleşen etkinliğin ardından akşam saatlerinde otelin shuttle aracı şoförü ile anlaşarak 10$ ücret karşılığı özel araçla Houston’un tek en büyük AVM’sine gittik.

IMAG0731

Oldukça büyük olan alışveriş merkezinde mağazaları gezip garsonun önerisiyle hangi bölgeye ait olduğunu hatırlamadığım, hiç beğenmediğimiz ve aç kaldığımız bir akşam yemeği yedikten sonra saat 21:00’de yine aynı araç ile otelimize dönüş yaptık. AVM şehir dışında denebilecek bir yerde bulunuyor ve ülkemizdeki gibi çok sayıda ve şehir merkezinde AVM bulunmuyor.Ertesi sabah kahvaltının ardından mevcut otelimizde 2 gece 3 gün konaklamamızı tamamlayarak çıkış işlemlerimizi gerçekleştirdik ve yine aynı shuttle ile 10$ ücret karşılığı anlaşarak Houston merkez (Downtown) de yer alan yeni otelimize geçiş yaptık. Burada giriş işlemlerimizi gerçekleştirerek odamıza yerleştikten sonra şehir merkezini keşfetmek amacıyla turlamaya başladık. Resepsiyonda çalışan Serhan, 2 yıldır Amerika’da yaşıyordu ve Greencard ile gelmişti. Öncesinde turizm otelcilik okuyan ve İstanbul Mecidiyeköy’de bir otelde çalışan Serhan, bize konaklamamız süresince yardımcı oldu ve rehber niteliğinde önemli bilgiler verdi. Kendisine buradan tekrar teşekkürlerimizi iletiyoruz 🙂

Bazı köşelerde gruplar halinde toplanan siyahilerden uzak durmamız konusunda shuttle şoförümüz bizi uyarmıştı. Çünkü tişörtlerinin altında bulunan silahlarının kabzalarını görebiliyordunuz ve genelde bir araya toplanarak marihuana içiyorlardı. Bunun tedirginliği ile turlamaya devam IMAG0771ederken yüksek gökdelenler ve her şeyin büyük olması bizi büyülemişti. Kafamız yukarıda bakına bakına geziniyorduk 🙂 Tabii inanılmaz bir sıcak hava olması da bizi ayrıca bunaltıyor, kısa süre içerisinde klimalı bir ortam arayışına girmemize neden oluyordu. Houston Downtown’da pek birşey olduğu söylenemez, bir AVM bulduk ancak o da o kadar küçüktü ki, bizim Türkiye’deki iş hanlarına benziyordu. İçerisinde 3-4 tane fast food markası, birkaç hediyelik eşya ve çeşitli mağazalar mevcuttu. Ancak hepsi oldukça küçüktü.

İlk gün bu şekilde yaya olarak keşif yaptıktan sonra Midtown bölgesinde yer alan Cafe Layal isimli mekana gittik. Burası müslümanların da gittiği, nargile içilen, yemekleri harika bir cafe. Bulunduğu bölge de Houston’un orta tabakasının yaşadığı güvenli ve nezih sayılabilecek bir mahalleydi.Bundan sonraki tüm günlerde akşam yemeklerimizi burada güzel ve lezzetli bir şekilde afiyetle yedik. Genel olarak karışık ızgara tarzı yemekler yemeyi tercih ettiğimiz mekanda içecek ise Amerika genelinde olduğu gibi sınırsızdı. Oldukça lezzetli olan yemeklerin ücretleri ise 8 ila 19$ arasında değişiyor. Bizim yediğimiz yemek 12$ ‘dı yanlış hatırlamıyorsam. Bu da o zamanki dolar kuruna göre 30 TL civarına denk geliyordu. Oldukça büyük porsiyon olan yemeği yediğimizde ertesi sabaha kadar acıkmamız mümkün olmuyordu 🙂

IMAG0758

Downtown’da bulunan adını hatırlamadığım gökdelenin 60. katına ücretsiz olarak çıkarak buradaki seyir alanından tüm şehri seyredebiliyorsunuz. Türkiye’deki gibi ücretli olacağını düşündüğümüz bu binaya girişte görevliden bilgi IMAG0762aldığımızda adam önce şaşırdı sonra da “tabii ki ücretsiz efendim, asansöre binerek ilgili seyir katına ulaşabilirsiniz” dedi. Asansörde sadece seyir katının numarası yer alıyor. Çünkü bina geneli iş merkezi olduğu için çalışanlar farklı asansörler kullanarak çalıştıkları katlara ulaşıyorlar.

Asansör oldukça hızlı bir şekilde çalıştığı için, 60. kata ulaşırken basınç farkı nedeniyle kulaklarınız tıkanıyor. Ancak seyir katına ulaştığınızda inanılmaz bir manzara ile karşılaşıyorsunuz ve ağzınız açık kalıyor. Yaklaşık yarım saat buradan şehri seyrederek bir sürü fotoğraf çektikten sonra aşağıya indik. Öğle yemeği yemek için bir süre mekan aradıktan sonra Hard Rock Cafe ‘de yemeye karar verdik. Yine Amerika genelinde olduğu gibi oldukça büyük porsiyonlarda hazırlanan, buffalo etinden hamburgerlerimizi yedik. Oldukça zengin bir dekorasyona sahip olan Houston Hard Rock Cafe’nin her bir köşesinde bir tarih yatıyor.

IMAG0764

Bir çok ünlü yıldızın konserinde giydiği elbise, kullandığı gitar vb. parçaların çerçeveli olarak duvarlarda yer aldığı mekan, yemek yemek dışında da müze gibi gezilebilecek ve zaman geçirilebilecek, klimalı ve serin bir mekan 🙂

Houston Downtown’da kaldığımız günler boyunca gün içerisinde ve akşamları hotelin 4. katta yer alan gökdelenler manzaralı havuzunu değerlendirdik ki serinlemek ve arada nefes almak için çok iyi geldi 🙂

IMG_3487

Gece saat 23:00’e kadar açık olan havuz, bizim ve zaman zaman bazı otel sakinlerinin yatana kadar zaman geçirdiği, şezlonglarında hafif akşam serinliğinde uyukladığı yer. Tüm gün maruz kalınan aşırı sıcak sonrası akşamları otel odası bile basık geliyor, açık bir yerde uyukluyor insan 🙂

IMG_3502

Houston’daki ikinci günümüzde, otelin karşınında yer alan HPD (Houston Police Department) ‘i ziyaret ettik. Polis merkezi olan binada küçük bir de müze alanı bulunuyor. Ancak polis merkezi ve müzesine giriş yapmak için öncelikle detaylı bir aramadan sonrasında pasaport kontrolünden geçmeniz ve sistemde adınıza bir kayıt açılarak, webcam ile fotoğrafınızın da çekilmesi, kayıt altına alınması ve fotoğrafınız ile birlikte kimlik bilgilerinizin yer aldığı bir kağıdı göğsünüze yapıştırmanız gerekiyor 🙂 Sonuç olarak Amerika’da karakolda da kaydımız oldu, oh ne güzel… 🙂

IMG_3546

Polis müzesinde, Houston Polis Departmanı’nın tarihi geçmişine ait, kıyafet, araç, silah vb. polislerin kullandığı ne tür araç gereç varsa bunların 100 yıllık geçmişi ve örnekleri mevcut. Bizim için ilginç ve heyecan verici bir gezi oldu. Yaklaşık  dakika süren gezimiz sonrası polis merkezinden ayrıldık.

Aynı günün akşamı ise saat 22:00 gibi otelden ayrılarak Houston’un çoğunluğu petrol şirketlerinden oluşan dev gökdelenlerinin arasında ıssız sokaklarda, arada bir siyahilerin “hey yoo, hey meaann..” vb. haykırışlarını duyarak, onlarla karşılaşmamak için sokaklarda köşe kapmaca oynayarak, arada 1-2 evsizle karşılaşıp sohbet ederek ve sonrasında bisiklet kiralayıp yarım saat da turlayarak 2 saatten fazla zaman geçirdik. Bu arada Amerika’daki evsizler genelde “Açım” yazan bir karton tutuyor ve yiyecek istiyorlar. Para verilmiyor… Sohbet ettiğimiz bir evsize 1$ verdiğimizde ise adam ağlayacaktı, gözleri doldu, mutluluktan gülümsemeye başladı ve bizimle birlikte oturup 10 dakika sohbet etti 🙂

Ertesi sabah, Houston’daki son günümüzde ise bir çok köşe başında yer alan ve kredi kartı ile kiralama yapılabilen bisiklet otomatlarından bisikletlerimizi kiralayarak muhteşem bir tur attık. Houston’un dışı, içi, parkları vb. her yerini 1,5 saatte dolandık. Ana caddelerde bisikletler için yapılan 2 şeritli yollar olduğu için oldukça güvenli bir şekilde sürüş keyfi yaşadık.

Ayrılma vakti  geldiğinde ise, otelden çıkış işlemlerimizi yaparak, önceki gün tanıştığımız İran’lı taksicimizi aradık ve yine Houston George Bush Uluslararası Havaalanı’na ulaştık. Burada pasaport kontrolü ve check-in işlemlerimizi hallettikten sonra son kez büyük bir burger menü yiyerek, uçağımıza geçtik 🙂

Gelişte olduğu gibi yine Londra aktarmalı, British Airways ile gerçekleştirdiğimiz uzun ve yorucu uçuşumuz başlamıştı…


One Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir